Kapanan Banka Şubeleriyle Birlikte Ortaya Çıkan Güven Kaybı

Kapanan Banka Şubeleriyle Birlikte Ortaya Çıkan Güven Kaybı
Rafig Shahverdiyev

Teknolojinin değişim temposu ve yenilenme trendleri her gün daha da hızlanmakta. Dijital dünya kapsamını büyüterek, hayatımızın her evresine bütünüyle entegre olmaktadır. Bununla birlikte tüm alanlarda radikal değişimler ve farklıklar ortaya çıkmaya başlamıştır. Yaşanan büyük değişiklikler, teknolojinin de yükselmesiyle sosyal ve kurumsal hayatın işleyişine büyük farklılıklar getirmiştir. Şimdiye kadar konvansiyonel yöntemlerle yapmaya alıştığımız birçok konu teknolojinin hayatımıza girmesiyle çok süratli bir şekilde değişmeye başlamıştır. Bu değişim kendisini geleneksel pazarlama yönetmelerinde radikal yeniliklerin hızlı bir şekilde kapsamını büyüterek, şirketlerin kurumsal hayatlarına bütünüyle entegre olmasıyla göstermiştir. Özellikle geleneksel pazarlamanın kalıplarından biri olan üretici ve tüketici arasında olan tek taraflı iletişim, gelişen teknoloji, yeni pazarlama trendleri ve medya kanallarının sağladığı imkanlar sayesinde iki tarafı olan ve sürekli yenilenen bir iletişim prosesini ortaya çıkarmıştır.
Bu değişiklerden etkilenen en büyük sektörlerden biriyse bankacılık sektörü olmuştur. Müşterilerin değişen davranış şekilleri ve teknolojinin yarattığı yeni beklentileri doğrultusunda etkilenen bankaların da müşterileriyle olan ilişkileri ve iletişimleri değişmiştir.
Bankaların mevcuttaki pazarlama metotlarından farklı olarak artık müşteriyle iletişim pazarlamanın ayrılmaz bir parçası durumunda. İletişim teknolojisinin ortaya çıkardığı pazarlama dünyası, bankaların hedef kitlelerine erişmesinde dijital pazarlama olarak tanımlanan yeni bir yöntemin kullanılmasına imkân sağlamıştır.
Bankalar, yeni kuşak dijital pazarlama stratejilerini tasarlarken başlangıç noktası olarak müşterilerin taleplerini göz önünde bulundurmalılar. Günümüz dijital çağında insanlar kendilerini zorlayarak satış yapılmasını kesinlikle ret ediyor ve geleneksel kalıplaşmış kurumsal söylemlere inanmıyorlar. Müşterilerin gerçek istedikleri kişiselleştirilmiş bireysel ihtiyaçlarını karşılayan bankalarla iş yapmaktır. Özellikle Y ve Z kuşağı geleneksel pazarlama yöntemleri kullanan hiçbir bankadan hizmet almayacaktır. Okumaya devam et

Çok çalışarak çok üretmek mi yoksa yaratıcı üretmek mi?

Çok çalışarak çok üretmek mi yoksa yaratıcı üretmek mi?
Raci Cihan Şener

calisma3-300x187İsveç’te günlük mesai 6 saate iniyor
Çok yoğun çalışma saatlerine sahip bir toplumun bireyleri olarak bu başlık bazılarımızı şok etmiş olabilir. Halbuki sadece 150 – 200 yıl önce yani 19.yüzyılda Sanayi Devrimi zamanında işçiler günde 14 – 16 saat arasında çalışırlardı. O zaman onlar işçi olarak bile adlandırılmazlar, elleri ile yapmış oldukları işlerden dolayı onlardan “eller” diye söz edilirdi. Bu insani olmayan uygulamaya ilk defa Britanya’da karşı çıkılmış ve çalışma saatleri 8 saate düşürülmüştür. Teknolojik gelişmeler neticesinde çalışanlar daha kısa zamanda daha çok değer üretebilmeye başlamışlardır.

Çok çalışmak mı – verimli çalışmak mı ?
Şöyle bir iş yaşantımızda geçirdiğimiz zamanları düşünelim. Çalışma sürelerimiz kısalsa mevcut işlerimizi yetiştiremez miyiz? Aslında sormak istediğim şey günün ne kadarlık bir bölümünü verimli kullanabiliyoruz? Bu verimliliği arttırsak, çalışma saatlerimizi kısaltmanın yolunu bulmuş olmaz mıyız? Okumaya devam et

Tükenmişlik Sendromu

Tükenmişlik Sendromu
Gülbeniz Akduman

Tükenmişlik Kavramı:

Son dönemin en popüler konularından biri “Tükenmişlik” ile ilgili farklı kaynaklardan bir derleme sizler için…

Tükenmişlik kavramı ilk olarak 1974 yılında Freuden Berger tarafından “başarısızlık, yıpranma, enerji ve güç kaybı veya insanın iç kaynakları üzerinde karşılanamayan istekler sonucunda ortaya çıkan bir tükenme durumu” olarak tanımlanmış ve son 20 yıldır farklı iş alanlarında konu ile ilgili birçok araştırma yapılmıştır (Izgar, 2001, s.1).

Maher ise tükenmişliği “psikomatik hastalığı, uykusuzluğu, iş ve müşterilere karşı negatif tutumu, işe gelmemeyi, alkol yada ilaç kullanımını, suçluluğu, kötümserliği, ilgisizliği ve depresyonu içeren kompleks bir sendrom” olarak tanımlamıştır. Spanial ve Caputo (1979) ‘ya göre de tükenmişlik “iş ve özel yaşamdaki stres ile baş edebilme konusundaki yetersizlik” olarak tanımlanmıştır (Sürgevil, 2006, s.5).

Shirom (1989) ‘a göre tükenmişlik “bireysel düzeyde olumsuz duygusal bir yaşantıyı kapsayan, kronik ve sürekli yaşanan bir duyguya dayanan bir olgu” olarak kabul edilir. Tükenmişliği daha geniş bir anlamda ifade eden Cardinell (1981) ise tükenmişliği “insanın hayatında ortaya çıkan ciddi bir rahatsızlık belirtisi; orta yaş krizi” olarak tanımlamıştır. Bu bağlamda alanda yapılan çok sayıda araştırmanın, birçok insanın 35-50 yaşlar arasında yaşamak zorunda olduğu, kariyer ve statü kazanma isteği başta olmak üzere, sosyal içerikli bazı problemler nedeniyle bunalıma girdiğini ortaya koyduğunu ifade etmiştir (Izgar, 2001, s.2).

Tükenmişlik kavramı bireyler ve örgütler açısından işten ayrılma, işe devamsızlık, verimliliğin düşmesi, iş doyumsuzluğu, psikosomatik rahatsızlıklar, uykusuzluk, alkol ve ilaç bağımlılığı ve evlilik-aile yaşantısında sorunlar gibi olumsuz sonuçlar oluşturabileceği için kritik önem taşımaktadır (Torun, 1995, s.8).

Okumaya devam et

Fiyatın Alım Kararındaki Etkisi

Fiyatın Alım Kararındaki Etkisi

Prof.Dr.Acar Baltaş

Ekonomik yapının temelini “fiyat – fayda” ilişkisi oluşturur. Bu ilişkinin dayandığı ilkeye göre bir insanın bir eylemle ilgili girişimde bulunması için, harcanan çabadan daha büyük bir yarar beklentisi içinde olması gerekir. Bu ilke hem basit, hem de son derece anlamlıdır. Sanki, aptalların bile bu ilkeye uyumlu hareket etmesi beklenir, değil mi? O kadar acele etmeyin. Çünkü ilkenin hayata geçmesi, göründüğünden daha karmaşık ve çok kere de şaşırtıcı ölçüde çelişkili olabilmektedir.

Şöyle bir örnek düşünün;

A. Bir konsere gitmek için 100 TL’lik bir bilet satın aldınız. Konser alanına girmek üzereyken biletinizi kaybettiğinizi fark ettiniz. Biletler numaralı değil ve size ait bir bilet olduğunu ispatlama şansınız yok. 100 TL’lik yeni bir bilet alır mısınız almaz mısınız?

B. Bir konsere gitmek için bilet almaya gidiyorsunuz. Konserin bedeli 100 TL. Bileti almak için gişeye gelip cüzdanınızı açtığınızda 100 TL kaybetmiş olduğunuzu görüyorsunuz. Bu durumda “yine de konsere girmek için bilete 100 TL’verir misiniz?” Okumaya devam et

Ürün ve Hizmet Tercihinde Anlam Fayda Oranı

Ürün ve Hizmet Tercihinde Anlam Fayda Oranı

Ayfer Yoran  

Ürününüzü kullananlar, hizmetlerinizi alanlar, sosyal çevrenizdeki gelişmeler… Neden ürün kullanılır, hizmet alınır ya da ilişki kurmak, iletişim halinde olmak istenir? Çünkü bir fayda edinimi söz konusu… Bu yalnız ve yalnızca bir takım maddi tatminlere yönelik fayda edinimi olarak kesinlikle algılanmamalı. Esasen, odak noktasını hislerin tatmini oluşturmaktadır.

 İster ürün ve hizmete yönelik olsun ister ilişkisel bazda olsun edinimlerde bir “anlam yüklemesi” söz konusudur. Eğer erişilen meta onu sahiplenen kişinin, sahip olmaya yönlendiren hislerine yeterli ölçüde cevap verebiliyorsa bir anlam kazanır. Çünkü kişi, ona bir anlam yüklemesini daha sahip olmadan önce yapmıştır bile.

Anlamlı olmak, bir boşluğun doldurulması demektir. Boşluk ise, insan hayatının en basit yaşamsal gereklerinden heyecanlarına kadar geniş bir yelpazeye yayılabilir. Hepsinin temelinde o boşluğu doldurma hissi yatar. Bu, ihtiyaçtan kaynaklanacağı gibi duyguların tatminine yönelik de olabilir. Söz konusu edinim sağlandığında, aslında bir kısım hislerin yaşanması ortamı hazırlanmış olmaktadır.

Bu noktadan bakıldığında “Anlam-Fayda Sarmalı” diye tarif edebileceğimiz sosyal ve ekonomik içerikli bir sarmal yapı karşımıza çıkmaktadır. Tüm sarmal yapıların temel özelliklerini dinamiklik, etkileşim, bütünsellik, kendine özgülük ve amaç olarak burada da bulmak mümkündür.

Kurumsal pencereden bakıldığında, ürün ve hizmet kullanıcılarının hislerine hitap edecek biçimde bunlar sunulduğu ölçüde, sadık müşteri kitlesine erişmek ve dolayısıyla marka niteliklerine sahip olmak yönünde önemli bir adım atılmış olunacaktır. Okumaya devam et

Sağlık Sektöründe Hizmet Pazarlaması ve Halkla İlişkiler

Sağlık Sektöründe Hizmet Pazarlaması ve Halkla İlişkiler

 Ömer Karahan

Pazarlama işlevi, malların ve hizmetlerin pazarlanmasında yapılan bir eylem, iş, çalışma ya da hizmettir. Pazarlama işlevleri, pazarlanacak malın ya da hizmetin türüne, tüketicilere, ekonomik ve toplumsal koşullara göre değişir ve çeşitlenir.

Pazarlamanın hizmet üretimine ilişkin işlevlerini incelemeden önce, hizmet kavramının ne olduğunun üzerinde durulmasında fayda vardır. Zira, ekonomik eylemlerin önemli bir kesimini hizmetlerin oluşturduğu muhakkaktır. Ancak hizmetlerin ne olduğunu kavramak ve hizmetleri gruplamak güçtür. Çünkü, pazarlama, daha çok mal yönlü olarak düşünülmüş ve hizmetlerin belirlenmesi yolunda gerekli çaba da pek gösterilmemiştir. Bununla beraber, hizmet pazarlaması kavramının, pazarlama biliminin gittikçe gelişen ve zenginleşen bir alt disiplini olarak kabul edildiği günümüzde, gerek pazarlama kavramının ve gerekse uygulamacıların bu konuya eğilmelerini ve akademik çalışma yapmalarını sağlamıştır.

Bu durumda hizmetler şu biçimde tanımlanabilir: “ Bir malın ya da hizmetin satışına bağlı olmaksızın, son tüketicilere yada işletmelere pazarlandığında gereksinme ve hizmet doygunluğu sağlayan, bağımsız olarak tanımlanabilen eylemlerdir”.

Hizmetleri mallardan ayıran başlıca özellikler şunlardır: Okumaya devam et

Sağlık Kuruluşlarının İnternet Siteleri Neden Önemlidir?

Sağlık Kuruluşlarının İnternet Siteleri Neden Önemlidir?

Fethiye Savaşan

 

Günümüzde web sayfası olmayan bir sağlık kuruluşu düşünülemez. Web sayfaları sağlık kuruluşlarının internetteki yüzüdür ve genellikle tahmin ettiğimizden daha önemlidirler. Web sayfaları önemlidir çünkü´;

• Sağlık kuruluşunuza hiç gelmemiş olan potansiyel bir hasta için, sağlık kuruluşunuzun ilk algısı internet sitesidir. Diğer bir söylemle sağlık kuruluşunuz, onu hiç ziyaret etmemiş bir hasta için (eğer hakkınızda başka şeyler de duymamışsa)sadece web sitenizden ibarettir.

• Hastalar alacakları sağlık hizmeti ile henüz karşılaşmadıklarından veya karşılaştılarsa da değerlendirecek yeterlilikte olmadıklarından, verilecek hizmeti fiziksel unsurlarla değerlendirme eğilimindedirler. Kuruluşunuza henüz gelmemiş olan bir hasta için ilk fiziksel özelliğiniz sitenizdir.

• Web sayfanız kurumunuzu veya kuruluşunuzu ziyaretçiye tanıtmanız için size zamandan ve sürekli zahmetten daha bağımısız ve ucuz bir ifade ortamı sağlar. Web sayfanızın tasarımı ve alt yapısı buna uygunsa, kendinizle ilgili (“Hakkımızda” grubu)dilediğiniz kadar bilgi ekleyebilirsiniz. Tek şart bu bilgilerin iyi sınıflandırılmış olmaları ve navigasyonun rahat olmasıdır. Okumaya devam et

Sosyal Medyada Olmalı Mı, Olmamalı Mı?

Sosyal Medyada Olmalı Mı, Olmamalı Mı?

Fethiye Savaşan

İnternet iş hayatımıza girdi gireli, olmazsa olmazlarımız internetle ilgili oldu. Maillleşmeler, faks, sonra internet sitelerimiz derken bloglar devreye girdi. Blogları esas müşteriler tuttu ve bu müşteriler denedikleri ürünler hakkında fikirlerini paylaştı. Blog meselesi internet sitelerinin tek yönlü iletişimine karşılık daha interaktif bir seçenek olarak ortaya çıktı. Karşılıklı canlı bir konuşma olmasa da bloglarda insanlar yorum bölümlerine fikirlierini yazarak paylaştılar.

Derken blogları konuşmayı bıraktık ve daha yeni bir akım olan sosyal medya hayatımıza girdi.

Sosyal medya bir bilginin en hızla şekilde çok fazla kişiye ulaşabildiği bir mecra halini aldı. İstediğimiz zaman kontrol edebildğimiz, takipçi sayılıramızın tutku haline gedliği bu dünyaya iş dünyası da büyük bir fırst olarak görüp içine daldı. Her yeniliğe olduğu gibi bu yeniliği de çok fazla sorgulamadan atladık gittik içine. Şu günlerde sosyal medyada olmazsam ölürüm, hatta olmamanın da etrafca ayıp sayıldığı bu dünyada sağlık çalışanlarının yada hastanelerin olması kaçınılmaz oldu. Hala çalıştığım insanlara önerip önermeme konusuna geldiğimde internet ortamını ve sağlık hizmetlerinin pazarlanması konusundaki eğitimim dikkatli olmam gerektiğini söylüyor. Zira itibar yolda yürürken bulunan bir şey değil…

Peki sağlıkçılar açısından durum nedir? Türkiyenin kültürel yapısı düşünüldüğünde, kişi ve kurumların itibarları düşünüldüğünde, halkın genel olarak sağlıkçıya önyargıyla bakması(hatta son dönemde artan sağlıkçı şiddeti düşünüldüğünde), malpraktis iddaların basın tarafından yargılaması yapıldığı düşünüldüğünde, malpraktisin komplikasyondan ayrırmanın bilirkişilerce bile zor olduğu ve hala tartışıldığı düşünüldğünde sosyal medya bize yarar mı zarar mı sorusu önem kazanır… Okumaya devam et

Benchmarking (Kıyaslama) Nedir?

Benchmarking (Kıyaslama) Nedir?

Ahmet Ünver

Henüz dilimizde karşılığı tam olarak benimsenmemiş olsa da, benchmarking; örnek edinme, örnek alma ve en çok da “kıyaslama” olarak Türkçeleştiriliyor. Örnek alınacak “referans noktası”nın belirlemesi anlamına gelen benchmarking, ‘bir işletmenin rekabet gücünü yükseltmek için, başarılı performansa sahip başka işletmelerin, iş yapma tekniklerini incelemesi, kendi teknikleri ile kıyaslaması ve  bu kıyaslamadan elde ettiği bilgileri kendi işletmesinde uygulaması’ anlamına geliyor.

Neden kıyaslama? Çünkü standardın ne olduğunu bilmezseniz, kendinizi ölçemezsiniz. Müşteriniz ‘Ortalama servis süreniz ne kadar?’ diye sorduğu zaman ‘6 saat’ diyebilirsiniz. Ama yalnızca kendi zamanlamanızı bilmeniz yeterli değildir. Bu ortalamanın piyasaya göre nerede olduğu hakkında bilgi sahibi olmalısınız. Müşteri neden sizi tercih eder? Rakiplerinizden daha üstün ya da farklı olduğunuz için… Peki, ölçemediğiniz bir şeyin üstünlüğünü ya da farkını nasıl gösterebilirsiniz? Sektör genelinde ortalama servis süresi 5-7 saat arasındaysa siz ortalama sürede hizmet veren bir işletme sıfatında yer aldığınız anlamına gelir. Ama ya rakipleriniz 4 saatte servis veriyorsa, müşteri kimi tercih eder?

Benchmarking’in Amacı Nedir?

Kıyaslamanın amacını doğru tanımlayabilmek için, ne olup ne olmadığı konusunda bilgiye sahip olmak gerekiyor. Kıyaslama tekniği, hile, ahlaksızlık, yasa dışılık ya da sanayi casusluğu anlamına gelmiyor. Bütün bu yanlış anlaşılmalar, bir tarafın ürün ya da yöntemi gizlice kopyalayarak ona karşı şöyle ya da böyle avantaj elde edebileceği var sayımından kaynaklanıyor. Okumaya devam et

Sağlık Hizmetlerinin Pazarlanması ve Bir Örnek Olay

 

Sağlık Hizmetlerinin Pazarlanması ve Bir Örnek Olay

 Ömer Karahan

 

 Günümüzde sağlık sektörünün büyümesi ve pazarlamada uzmanlaşmanın yoğunlaşması, hastane hizmetlerinin pazarlanmasını ayrı bir uzmanlık dalı durumuna getirmiştir. Bunda, özellikle sağlık hizmetleri teknolojisindeki ilerlemelerin büyük rolü olmuştur. Çünkü, hekimlerin etkin tanı ve tedavi için modern alet ve cihazlardan yararlanmaları, teknolojinin anında takibini zorunlu hale getirmiştir. Bu da doğal olarak maliyetleri arttırmıştır. Bu durumda hastaneler pastadan büyük payı alabilmek için fiyat dışı rekabete girmek zorunda kalmışlardır. Bu da işletme ve yönetim işlevlerinin en iyi biçimde kullanılmasına bağlıdır. Çok değişkenli bir çevre içinde, sağlık hizmetlerinin etkin ve verimli olabilmesi, değişkenleri çok yönlü değerlendirmeyi ve kaynak savurganlığını önlemeyi amaçlayan güncel pazarlama yaklaşımıyla sağlanabilir. Bu noktada hastanelerin başarısı, pazarlama kavramını yönetimde kullanmaktaki başarılarıyla ölçülecektir.

Sağlık sektöründe pazarlama kavramının bilimsel anlamda uygulamaya konulamamasının sebepleri arasında arz-talep dengesizliği önemli yer tutmaktadır. Zira, büyük orandaki talep hastanelere hangi şartlarda olursa olsun hizmetlerini sunabilme güvencesi verebilmektedir. Ancak önümüzdeki bir kaç yıl içerisinde açılan hastane sayısındaki ciddi artış, arz talep dengesindeki ciddi değişikliklerin sinyalini vermektedir. Bu nedenle de kuruluşların pazarlarını kaybetmemek ya da yeni pazarlar yaratmak konusunda önlem almaya başlaması gerekmektedir.

Hastanelerde “Pazarlama Organizasyonu” nun oluşturulması ve geliştirilmesi yolunda önemli noktalar şunlar olmalıdır: Okumaya devam et