Abonelik Ekonomisi

Abonelik Ekonomisi – Dr. Zeki Yüksekbilgili

Çok uzun zamandır, pazarlama ve pazarlamacılar insanın en temel dürtüsünü temel alarak sistemler geliştirdiler; sahip olmak. Fakat yeni dünyada belki de insan ile ilgili en temel değişim tam da burada yaşandı; yeni dünyadaki tüketici sahip olmak yerine kullanmayı tercih ediyor!

Bu temel model, çok hızlı bir şekilde tüm dünyada benimsendi; yeni müşteriler arabaya sahip olmak yerine, arabayı sürüp istediği yere gitmek, bir müzik albümünü almak yerine istediği zaman albümün içindeki parçayı dinlemek, yazlık almak yerine istediği bir tatil belgesinde bir başka kişinin evini bir süreliğine kullanmak istiyor[1]. Günümüzün tüketicileri bakımın güçlükleri yerine erişimin avantajlarını tercih ediyorlar. Üstelik abonelik ekonomisinde sınır yok;  konaklama (AirBnB), ulaşım (Uber), araç kiralama (Yoyo), giyim (Stitch Fix), abiye giyim (Rent the Runway), tıraş bıçakları (Dollar Shave Club), makyaj ürünleri (Birchbox), yemek (Blue Apron), sesli kitap (Audible), televizyon (Vestel)*, servis taşımacılığı (Volt Lines), kullanım alanı (Kollektif House), teknoloji ürünleri (Grover), film (Turkcell TV+), Bulut depolama (Dropbox)… Tüm bunlar abonelik ekonomisini iş modellerine uygulamış ve başarılı olan şirketlerden bazıları. Kısaca, dünya ürünlerden hizmetlere geçiyor.

İşte bu yüzden birçok işletme köklü bir değişim geçirerek ürün şirketi olmak yerine bir hizmet şirketi olmak yolunda önemli adımlar atmaya başladı. Aslında abonelik ekonomisinin iş modeli çok basit, odak noktası, bireysel işlemleri yerine getirmenin, müşterilerin aylık olarak abone olduğu sürekli hizmet sunumuna geçtiği bir hizmet modelidir[2].Yani aslında paylaşım ekonomisine adını veren paylaşım servisi kaynakların kişilerle paylaşılması, sistemin ve kişilerin ise bu yapıdan kazanç elde etmesini sağlayan bir kazan-kazan ilişkisi çıkarıyor[3].

Okumaya devam et

Pandemi Pazarlamada Neleri Değiştirdi?

Pandemi Pazarlamada Neleri Değiştirdi? – Dr. Zeki Yüksekbilgili

Bu hafta, harika bir dergi için soruları cevapladım. Sorulardan biri gerçekten çok değerliydi; “Covid-19 ile tüm yaşamımız değişti peki pazarlamada neler değişti?”… Bu soruya verdiğim cevabı biraz daha geliştirerek bu yazıyı hazırladım. Keyifli okumalar…

Cavid-19 ile pazarlamadaki büyük değişimden bahsedeceksek ilk olarak herhalde dijital göç eğiliminden başlamak gerekecektir. Dijital göç, bir işin fiziki alandan dijital ortama taşınmasını ifade ediyor. Aslında kavram hiç yeni değil, ilk defa neredeyse 20 yıl önce Adrian Slywotzky tarafından ortaya atılan kavram, yeni değişimlerin yarattığı rekabet ortamlarının endüstrilerde inanılmaz değişimlere sebep olduğunu ve bu değişimlere adapte olamayan işletmelerin önemli bir kısmının yok olduğunu ortaya koymuştu. Pandemi döneminde de benzer bir durum yaşandı ve neredeyse tüm işkolları dijital ortama taşındılar.  Çok doğal olarak birçok iş kolu dijital ortama taşınma hızına yetişemedi. Örneğin bankalar bu konuda çok hızlı davranırken, hediye kartı sektörü bu konuda çok yavaş kaldı. Üstelik bu değişim o kadar hızlı geldi ki, her sektörün aynı şekilde tepki vermesi mümkün olmadı. McKinsey’nin yaptığı Avrupa’yı kapsayan dijital adaptasyon araştırmasına göre, sektörler yüzde 14’lük “zıplamayı” normalde 2-3 yılda ancak yapabileceklerdi, fakat Covid-19 perakendeden lojistiğe bütün sektörler için hızlandırıcı rol oynadı. Bu dönem içerisinde tüketicilerin yani bizlerin dijitalleşmeye uyum düzeyi ciddi anlamda arttı. Aynı araştırmaya göre tüketicilerde dijitalleşmeye uyum düzeyi, bu dönemde yüzde 81’den yüzde 95’e yükseldi.

Okumaya devam et

İyilik Ekonomisi

İyilik Ekonomisi – Dr.Zeki Yüksekbilgili

Gezegenimizde belki de son dönemlerde en çok karşılaştığımız şeyler belirsizlik, kaynakların azalması, küresel felaketler, salgınlar ve krizler olmaya başladı. Gittikçe karmaşıklaşan uluslararası ilişkiler, kaynakların azalması (örneğin tatlı su kaynakları), üretim paradoksu gibi konular hayatımızın her anında karşımıza çıkarken, tüm insanlık daha fazla iyiliğe ve güzel haberlere ihtiyaç duymaya başladı. Üstelik bu iyilik odağı kesinlikle sadece günlük hayatımızda değil, iş hayatımızda da önemli hale geldi. Tüm bu değişimler, yeni bir kavramın son yıllarda ciddi anlamda daha fazla konuşulan bir kavramı hayatımıza soktu; İyilik Ekonomisi (Kindness Economy).

Yenidünya düzeni hem çalışan hem de müşteri davranışlarını dönüştürerek iyilik ekonomisini ortaya çıkardı. İyilik ekonomisinin ardında insanın içinden gelen bir iyilik yapma güdüsü var ve dolayısıyla insanlar çalıştıkları ya da hizmet aldıkları şirketlerle daha güçlü bağlar kurabilmek için bu şirketlerde iyilik odağını görmek istiyorlar.[1]

Okumaya devam et

Reklamda Amaç Ve Hedef Kitle Belirleme

Reklamda Amaç Ve Hedef Kitle Belirleme

Dr. Serkan Akgün

İşletmeler kendi bünyesinde ya da herhangi bir ajans tarafından organize edilen  reklam faaliyetlerini yürüttüklerinde ilk olarak amaçlarını ve hedef kitlesini  belirlemek zorundadırlar. Reklamını vermek istediğimiz ürün, amacına uygun ve özellikle hedef kitlesine yönelik yapılması gereklidir. Reklamın genel amacı tüketicilere ürünümüzü ya da hizmetimizi olumlu bir eğilim yaratarak onların satın alma davranışını etkileyip satın almalarını  cesaretlendirmektir. Kısacası tüketiciyle  bir iletişim kurma aracıdır. Reklam, hedef kitlenin, reklamı yapılan ürün ya da hizmet hakkında  daha fazla bilgi sahibi olmasına yol açar ve bu yolla ürün ya da hizmetin farklılaşması  durumu ortaya çıkar. Böylece  tüketici reklam yoluyla algıladığı olumlu mesajları içindeki satın alma davranışına yöneltir ve satın alma arzusu ortaya çıkar. Bu durum reklamın ana amacıdır, bir başka deyişle reklam tüketicinin satın alma hissini  arttırmayı  amaçlayan en etkili iletişim aracıdır. Kısa vadede reklam tüketiciyi motive edip o ürün ya da hizmeti satın almaya ikna eder, uzun vadede ise tanıtım ve bilgi verme gücünü kullanarak o ürün ya da hizmetin ne kadar yararlı olduğunu göstererek sonraki dönemler için talep yaratmaya çalışır. Her farklı durumda da reklam, satış amacını taşıdığından ortak amaçlara sahiptir.  Kısaca reklam amaçlarını özetlersek: (Mustafa Duran, www.reklamarasi.net, Reklam Yaratıcıları Derneği, 20.05.2002)

Okumaya devam et

Mayın Tarlası

MAYIN TARLASI

Prof. Dr. A. Ercan GEGEZ

Kaynak: https://www.ekonomidunya.com/yazarlar/prof-dr-a-ercan-gegez/mayin-tarlasi/2436/

Dean Martin’in kariyeri Jerry Lewis ile  komedi ikilisi olarak faaliyet gösterdiği dönemle başlar ve ardından Jerry Lewis’den ayrılıp tek başına sinema, sahne ve televizyon kariyeri olarak devam eder.

Söylediği bir söz var: “Hayatımı değiştiren iki şey var. Jerry Lewis’le birlikte çalışmak ve Jerry Lewis’den ayrılmak.” Şirketlerinde tıpkı Dean Martin’in kariyeri gibi hayatlarını etkileyen en önemli konulardan biri “bir pazara girmek” ve “bir pazardan çıkmak.” Bu yazımda sizlere pazara girişte firmaların karşılaşabileceği engellerden bahsedeceğim.

Pazara girişle başlayalım. O kadar zor bir karar ki pazara giriş, neredeyse karar verici dışında herşeyin işin içinde olduğu bir süreç. En kötüsü de karar vericinin bu kararı “Bu pazara girsek fena olmaz” şeklinde
hızlıca veriyor olması. Böyle diyorum ama işin bir de alternatif maliyeti var.

Dünyada pazara girdiği için “nerden girdik bu pazara?” diyen şirketler olduğu gibi pazara girmediği ve bu fırsatı kaçırdığı için “Neden girmedik bu pazara?” diyen şirketler de var.

Okumaya devam et

Tüketici Davranışları Ve Marka İlişkisi

Tüketici Davranışları Ve Marka İlişkisi

Dr. Serkan Akgün

İşletmeler markalarının imajını yaratırken tüketicilerin gösterdiği davranışları göz ardı etmemek durumundadırlar. Özellikle üç aşamada tüketici davranış özelliklerinin bilinmesi  büyük bir önem taşır. Bu aşamalar sırasıyla;

  • Ürünü oluşturma,
  • Pazarlama ve
  • Satış sonrası

aşamalarıdır.  Bu üç aşamada da tüketici davranışlarının büyük etkisi gözlenmektedir. Tüketici araştırmaları sayesinde “ne tür özelliklerde bir ürün üreteceğimizi?”,  “ne tür bir pazarlama stratejisi belirleyeceğimizi?” , ki bu son yıllarda oldukça sık görülen toplumsal pazarlamadaki sosyal sorumluluklar konusu göz ardı edilmeden, tüketicilerin tepkilerin çekmeden ve dolayısıyla firma ve markanın imajını zedelemeden bir pazarlama stratejisi belirlemek gerekmektedir. Son aşama olan ve yeni ekonominin beraberinde getirdiği  servis olgusunun önemini daha arttırması, tüketici davranışlarını izleme ve buna bağlı olarak hareket etme durumunu ortaya çıkarmıştır.

Tüketici davranışlarının sosyolojik ve psikolojik tespitleri pazarlama stratejilerini belirlemede önemli bir rol oynamıştır. Böylece marka oluşturma ve marka bağlılığı yaratma  İşletme , Sosyoloji ve Psikoloji bilimlerinin ortak araştırmalarıyla başarıya ulaşmıştır.

Okumaya devam et

Herşey Müşteri İçin

HERŞEY MÜŞTERİ İÇİN

Prof. Dr. A. Ercan GEGEZ

Kaynak: https://www.ekonomidunya.com/yazarlar/prof-dr-a-ercan-gegez/hersey-musteri-icin/2386/


Philip Kotler Pazarlama Yönetimi kitabında geleneksel organizasyon yapısıyla modern müşteri yönlü organizasyon yapısının karşılaştırıldığı bir şema mevcut.

Kotler geleneksel organizasyon şemasında en tepeye üst yönetimi, altına orta kademe yönetimi, onun altına ise cephe personelini yerleştiriyor. Burada cephe personelinden kastedilen firmada alt seviyede yer alan satış elemanları, müşteri temsilcileri, garsonlar, teslimatçılar, çağrı merkezi çalışanları gibi müşteriyle birebir temasta olan personel. Cephe dememizin nedeni bu elemanların çoğu zaman sahada çalışıyor olması. Örneğin Getir firmasının teslimatçıları cephe personeli. Bu sistemde müşterilerin tek teması bu cephe personeliyle. 

Türkiye’de müşteriler üst kademe yöneticilere ve hatta orta kademe yöneticilere ulaşamıyorlar bile. Biliyor musunuz Türkiye’de hala böyle şirketler var. Bazı şirketler şikayet eden müşterilere nasıl ulaşabiliriz de nerede hata yaptığımızı anlayabiliriz derken, diğerleri adete müşteriden kaçıyor. Bu durum Kotler’ın kitabında yer alan geleneksel organizasyon şemasında görsel olarak anlaşılabiliyor.

Okumaya devam et

Pandemi, Elektronik Ticaret ve Perakendecilik

PANDEMİ, ELEKTRONİK TİCARET VE PERAKENDECİLİK

Prof. Dr. A. Ercan GEGEZ

Kaynak: https://www.ekonomidunya.com/yazarlar/prof-dr-a-ercan-gegez/pandemi-elektronik-ticaret-ve-perakendecilik/2411/

Artık ne zaman yazı yazsam, lafı bir şekilde pandemiye bağlamadan geçemiyorum. Aslında bunu hiç de hoşlanarak yapmıyorum. Pandemiden bağımsız bir yazı yazmak istiyorum ama bizi öylesine etkilemiş ki yazmak için düşündüğünüz herşeye dokunduğunu görüyorsunuz. Bu yazı da biraz perakendecilikten bahsetmek istedim. Pandemi sürecindekiperakende gözlemlerimden bahsetmek istiyorum.

Öncelikle internet çıktı çıkalı perakende için hiç bu dönemde olduğu kadar önemli olmamıştı. Pandemi, elektronik ticareti şaha kaldırdı. The Economist dergisine göre aslında bunun öncesinde de bazı işaretler vardı. Elektronik ticaretin nasıl algılandığı önemli hale geldi. Elektronik ticaret geçmişte sadece diğer perakende kanallardan biri olarak görülürken, artık diğer kanalların tamamlayıcı gücü olarak görülmek zorunda.

Özellikle pandemi döneminde elektronik ticaret kanalına sahip firmalar daha az zarar gördü. Artık elektronik ticareti seçeneklerden biri gibi gören yaklaşımın işlemeyeceği ve bu yaklaşıma sahip perakendecilerin yavaş yavaş sıkıntıya düşeceği açık. Elektronik ticareti geç farkeden IKEA, bu şoku iş yapma modelini yeniden tasarlama fırsatı olarak kullanmaya başladı.

 Mark Pilkington’un Retail Therapy adlı muhteşem kitabı geçmişte perakendecilikteki en büyük başarılardan birini süpermarketlerin ortaya çıkışıyla tezgah arkasındaki ürünleri tezgahın önüne koyarak, müşterileri self servis sistemini getirip satmak olarak vurguluyor. Ayrıca kabaca süpermarket sisteminin yüksek sermaye ihtiyacı gerektirmesi nedeniyle önemli bir pazara giriş engeli oluşturduğunu vurguluyor.
Müşterinin ürünü alıp çıktıktan sonra süpermarketin müşteri ilişkisini kestiğini ve şikayetleriyle bile ilgilenmediğinin altını çiziyor.
Ne de olsa ürün süpermarketin değil.

Süpermarket sadece aracı. “Sıkıntı varsa markaya tüketici arasında” şeklinde bir bakış açısı. Pilkington elektronik ticaretin bu sistemi yerle bir ettiğini söylüyor kitabında. Elektronik ticarette fiziksel perakendeciliğin katlandığı birçok maliyetten tasarruf ederek daha fazla ürün çeşidi, daha uygun fiyatlarla hizmet verilebiliyor.

Elektronik ticaret pandemi döneminde önem kazandı ama fiziksel perakendeciler de pes etmedi. Bunların pandemi dönemindeki performanslarını çok iyi bir şekilde gözleme imkanına eriştik. Bir kere herşeyden
önce mağazaya daha kapıdan girerken insan sağlığına mı yoksa kendilerine mi önem veriyorlar hemen görebiliyorsunuz. Geçenlerde Apple satıcısı Troy bilgisayarın Kanyon mağazasına gittim. Kapıda kırmızı bir şeritle mağazaya sınırlı sayıda kişi kabul ediyorlardı. Hatırı sayılır bir kuyruk vardı kapıda. Zevkle kuyruğa girdim. Sosyal mesafeye dikkat ederek.

Sanki başta rahatsız edici gibi gelen bu uygulamanın sizin sağlığınız için yapıldığını hissedince dert etmemeye başlıyorsunuz. Bir de içerideki müşteriler dışarıda bekleyen insanları düşünüp mağaza içinde biraz daha kısa kalsalar ne kadar güzel olacak. Pandemi döneminde aslında herşeyin anahtarı “karşınızdakine saygı” olmamaya başladı.

Sokağa çıkmamayı veya çıkıldığında maske ve benzeri tüm önlemleri alarak çıkmayı kendimizi korumak kadar, başkalarının sağlığını korumak için de yapıyor olmak karşınızdakine saygının bir işareti. Geçenlerde bir öğretim üyesi arkadaşım anlatıyordu. Yaşlı bir adamcağız görmüş. Adam maske takıyormuş ama konuşurken tek eliyle maskeyi aşağı çekip konuşuyormuş, lafı bitince de maskeyi yerine yerleştiriyormuş.
Ne yapsın adamcağız da aklınca karşısındakine saygısından sesini daha iyi duyurabilmek için konuşurken maskeyi indiriyor.

Güvenliğin önemli olduğu şu günlerde perakendeciler için pandemi döneminin birinci kuralı mağaza içi sağlık önlemleri için mağaza personelinin eğitilmesi ve her türlü diğer önlemlerin alınması.
Artık her mağazada el dezenfektanı görüyoruz. “Bana dezenfektanını söyle sana kim olduğunu söyleyeyim.” Bu dezenfektanları çok seviyorum. Keskin kokulu hastane tipi olanlara bayılıyorum.
Neredeyse her alışveriş merkezi ve mağazada değişik türleri kullanılıyor. Bazılarının pek işe yaramadığı o kadar belli ki.

Sanki ucuz olduğu için alınıp oraya konmuş gibi. Geçenlerde çok sevdiğim bir mağazaya gittim. Hemen dezenfektan kullandım. Çamaşır suyu kokuyordu. Muhtemelen suyla seyreltilmişti. Muhtemelen işe de yarıyordu ama süet ayakkabıma sıçradı. Artık ayakkabıma her bakışımda mağazayı hatırlıyorum. İnanın bu bile çok önemli. Bizim pazarlamada mağaza atmosferi dediğimiz bir kavram var. Mağaza atmosferini oluşturan unsurlardan biri de koku. Hani bazı mağazaların kapısının önünden gerçerken buram buram güzel kokular gelir ya. Şimdi ben o mağazayı  çamaşır suyu kokusuyla hatırlıyorum.

Dezenfektan kokusuyla bile mağazayı ilişkilendirebiliyorsunuz. Çünkü artık mağaza atmosferinin bir parçası haline geldi.Bir de bazı mağazalarda gördüğünüz basınca zorlukla birkaç damla akan aletler var. Sanki dezenfektan tasarrufu için özel üretilmiş. Bazen “pazarlama hocası olduğum için mi bu kadar detaylı bakıyorum herşeye, yoksa benim gibi düşünen başka müşteriler de var mı” diye merak etmiyor değilim.

Zaman zaman çok uzun yıllardan beri faaliyet gösteren restoranların kapandığını görmeye başladım. Bu da pandemi seyrinin bu şekilde devam etmesi durumunda ekonomik kötüleşmenin firmaları daha çok etkileyeceğini gösteriyor. Hizmet sektörü büyük sıkıntıda. Pandemi dönemi firmalara hiç yaşamadıkları tecrübeler yaşatmaya devam ediyor. Umarım herşey yakın gelecekte daha güzel olur.

Nörö Pazarlamaya Dair…

NÖRO PAZARLAMAYA DAİR…

Prof. Dr. A. Ercan GEGEZ

Kaynak: https://www.ekonomidunya.com/yazarlar/prof-dr-a-ercan-gegez/noro-pazarlamaya-dair/2359/

Nöropazarlama günümüzde en meşhur konulardan biri. Nöro lafı herşeyin önüne gelir oldu. Nöropazarlama, nörofinans çok meşhur. En son nörogirişimcilik bile duydum.

Tez öğrencilerinin üzerime atandığı dönemlerde en az bir iki  tane öğrenci çıkıyor ve bana “ben nöropazarlama üzerine tez yazmak istiyorum diyor. Ben de vazgeçirmeye çalışıyorum. Neden derseniz konunun çekiciliği çok önemli. Bunu inkar edemem. Ama pek çok tez böyle başlıyor.
Süper bir konuyla. Şimdi düşünün “Türkiye’de İlk 500 İçinde Yer Alan Firmaların CEO’larının Pazarlama Anlayışı Algıları”.  Bu başlığı hiçbir akademik kaygı taşımadan öylesine uydurdum. Sadece  “İlk 500 İçinde Yer Alan Firmaların CEO’larının” ibaresine odaklanmanızı istiyorum.

Okumaya devam et

Philip Kotler, Koronavirüs ve Kapitalizm

PHILIP KOTLER, KORONAVİRÜS VE KAPİTALİZM

Prof. Dr. A. Ercan GEGEZ

Kaynak: https://www.ekonomidunya.com/yazarlar/prof-dr-a-ercan-gegez/philip-kotler-koronavirus-ve-kapitalizm/2306/

Dünya düzeni nasıl değişecek? Koronavirüs sonrası bizi nasıl bir dünya bekliyor olacak? Bunu koronavirüs mü yapacak, yoksa sadece hızlandıracak mı bilmiyorum ama dünyanın değişeceği kesin.

Pazarlamanın tartışılmaz bir şekilde yaşayan tek efsane gurusu Philip Kotler KOVID-19 sonrası nasıl bir dünyaya doğru gidiyor olacağımıza dair görüşlerini açıkladı ( https://sarasotainstitute.global). Söylediklerini madde başlıkları halinde toparladım. Bu maddeler altında sizlere kendi yorumlarımı da sunmak istiyorum.

Görüş 1: “KOVID-19 dar gelirlileri vuracak. Sosyal mesafe sağlayamayanlar tehlike altında olacak.”
Kotler’ın birinci tespiti koronavirüsün, ardından gelen ekonomik krizle dar gelirlileri ve fiziksel olarak  pek sağlıklı olmayanları daha çok etkileyeceği yönünde. Özellikle sosyal mesafe sağlamakta güçlük çekecek olan mahkumlar ve çadırlarda yaşayan mültecilerin salgından daha fazla etkileneceğini vurguluyor.
Salgının ilk aşamasında bu kitleler hastalığı gelir farkı olmaksızın pek çok insana bulaştıracak ancak sonrasında ikinci adım olan ekonomik krizde en büyük sıkıntıyı daha çok gelir düzeyi düşük kitleler çekecek.

Şu anda her gün sadece vaka sayısı, ölüm sayısı gibi istatistikleri görüyoruz. İşsiz sayısı, ücretsiz izne çıkarılanların sayısı, kapanan işletmelerin sayısı gibi istatisikler henüz sağlık verileri kadar ön planda değil. Salgının devam ettiği her yeni gün, ekonomik istatistiklerin daha da kötüye gittiği açık. Dünyada yeni bir ekonomik kriz kapıyı aralamaya başladı.

Okumaya devam et